PeopleHub
Genç Yetenekler İşveren Markasını Kendi Cümleleriyle Anlatıyor

Genç Yetenekler İşveren Markasını Kendi Cümleleriyle Anlatıyor

İşveren markası bir hikâye anlatıcılığı değil, bir deneyim yolculuğudur ve bu yolculuğun en gerçek tanımı bizzat o kültürü yaşayanlardan gelir.

PeopleHUB olarak işveren markasını teorik tanımların ötesine taşıyor, gerçek deneyimlere kulak veriyoruz. Ne söylenmesi gerektiğini değil, gerçekten ne hissedildiğini anlamaya odaklanıyoruz. Kurgusuz, filtresiz ve samimi yanıtlarla, çalışma kültüründen yöneticilik anlayışına, esneklikten gelişim beklentilerine kadar işveren markasının çalışan gözündeki karşılığını ortaya koyuyoruz.

İşveren markasının en gerçek tanımını aradığımız bu yolculukta sözü işin merkezinde olanlara bırakıyor, Brand Works’den Gamze Demircan’a kulak veriyoruz:

Bir ofisi senin gözünde sadece “işyeri” olmaktan çıkarıp keyifle bulunulan bir alana dönüştüren, masanda ya da bir toplantıdayken sana “Evet, doğru yerdeyim” dedirten anlar neler?

Benim için bir yere ait hissetmenin en güçlü yolu, gerçekten sürecin içine dahil olmak. Hatta bilmediğim ya da daha önce deneyimlemediğim bir konu olsa bile “Gel, birlikte gözlemleyelim; sen de gör” denmesi… Bu, hem değer gördüğümü hissettiriyor hem de bana öğrenme alanı açıyor.

Aynı şekilde bana güvenilip iş teslim edilmesi ve sorumluluk verilmesi de aidiyet duygumu çok artırıyor. Çünkü bu yaklaşım, “Sana güveniyoruz ve gelişmeni önemsiyoruz” mesajını net bir şekilde hissettiriyor; bu da beni mutlu ediyor ve motive ediyor.

Bir de işin sonunda ekibin birlikte kutladığı küçük ama samimi anlar var: “Ellerinize sağlık, çok güzel iş çıkardık” gibi bir tebrik, tatlı bir kutlama ya da beraberlik vurgusu… Bireysellikten çok takım ruhunun öne çıktığı bu anlar bana “Evet, doğru yerdeyim” dedirtiyor.

Bir hata yaptığında ya da bir fikir sunduğunda aldığın geri bildirim, işine ve motivasyonuna nasıl yansıyor?

Aldığım geri bildirimler benim için her zaman çok kıymetli. Olumlu ya da olumsuz olması fark etmez. Burada asıl belirleyici olan, geri bildirimin nasıl verildiği. Eğer küçümseyici ya da aşağılayıcı bir dille ifade edilirse tabii ki motivasyonum düşer. Ama “Şu açıdan da bakabilirsin, burası biraz daha geliştirilebilir” gibi yapıcı ve yön gösteren bir üslupla gelirse beni gerçekten motive eder, o zaman daha iyisini yapmak için elimden gelenin de fazlasını yapmaya odaklanırım.

Esnek çalışma senin için daha çok nerede çalıştığınla mı, yoksa işini en verimli olduğun şekilde planlayabilme özgürlüğüyle mi ilgili?

Benim için esnek çalışma, fiziksel olarak nerede çalıştığımdan ziyade işimi en verimli şekilde planlayabilme özgürlüğü anlamına geliyor. Yoğun dönemler ve buna bağlı esnek çalışma ihtiyaçları her kurumda zaman zaman yaşanabilir. Burada belirleyici olan, şirketin bu süreci nasıl konumlandırdığı. “Biz bir aileyiz” gibi söylemlerle normalleştirilip emeğin görünmez kılınması yerine, gösterilen ekstra çabanın fark edilmesi ve değerli hissettirilmesi benim için çok önemli.

Bu nedenle esnekliğin sürekli bir “alışkanlığa” dönüşmemesi, yoğunluk sona erdiğinde ise yapılan ek mesainin hatırlanması ve somut bir şekilde karşılık bulması motivasyonumu ciddi ölçüde artırıyor. Örneğin “Bugün 2 saat geç başlayabilirsin” ya da “Erken çıkabilirsin” gibi küçük ama net uygulamalar, emeğimin görüldüğünü ve önemsendiğini hissettiriyor.

Bugün klasik yan hakların ötesinde, bir şirketi çalışan gözünde gerçekten vazgeçilmez kılan modern faydalar sence neler?

Benim bakış açımla yalnızca ek haklar değil, çalışanın hayatını bir bütün olarak gören bir yaklaşım en büyük faydayı sağlar. Çünkü çalışanın işi dışında özel hayatı var. Zaman zaman kötü hissedebiliriz, kayıp yaşayabiliriz, hastalanabiliriz ya da zihnen zorlanabiliriz. Böyle dönemlerde şirketin refleksi önce dinlemek, anlamaya çalışmak ve destek olmak olmalı.

Hata yapılabilir, bir şey unutulabilir, önemli olan bunu fark ettiğimiz anda ofansif bir tavırla yaklaşmak yerine, güvenli bir iletişim alanı açıp çalışanı önce dinlemek. Bu yaklaşım kültüre yerleştiğinde, modern faydalar da gerçekten anlam kazanıyor.

Bu kültürü somutlaştıran modern faydalar arasında ise esnek çalışma modelleri ve iyi oluş günlerini önemsemek diyebilirim. Biraz açmam gerekirse, doğum günü izni, iyileşme/bakım izni, yaşam olaylarını kapsayan izinler ve tabii ki kadınlara regl izni gibi uygulamalar, çalışanın gerçek hayatına dokunan izinler. Bence bir şirketi gerçekten vazgeçilmez kılan da tam olarak bu: Çalışanın yalnızca performansını değil, insan hâlini de gören bir kurum olmak…

Bir çalışanın gelişimini daha hızlı destekleyen yaklaşım hangisi: kısa ve sürekli öğrenme (micro-learning) mi, yoksa birebir mentorluk mu?

Kısa ve sürekli öğrenme (micro-learning), çalışanın bilgi ve uygulama becerilerini en hızlı büyüten yaklaşım bence. Çünkü içerik küçük parçalara bölündüğü için öğrenme düzenli tekrar eder, bu sayede unutulmaz ve hemen iş üzerinde yedirilir.

Bir iş teklifini değerlendirirken maaştan sonra baktığın ilk iki kriter ne olur?

Maaştan sonra ilk baktığım şey, o işin bana ne katacağı ve beni ne kadar ileriye taşıyacağı olur. Öğrenme alanı açmayan, gelişim fırsatı sunmayan bir rolde yalnızca maaş motive edici olmuyor ve uzun vadede tatmin de sağlamıyor. İkinci olarak, çalışma saatlerine ve temponun sürdürülebilirliğine dikkat ederim. Dengeli bir düzen olduğunda hem performansım hem de motivasyonum doğal olarak yükselir. Bu da daha verimli ve istikrarlı çalışmamı sağlar.

“İyi bir yönetici” senin için hangi üç kelimeyle tanımlanır?

Adil, İş bitirici ve tabii ki ulaşılabilir bir yönetici olması :)

Günümüzde bir şirketi vazgeçilmez kılan yegâne şey çalışanın hissettiği değerdir. İşveren markası yolculuğunun neresinde olursanız olun, çalışanlarınızın sesine kulak vermek ve gerçek bağlarınızı güçlendirmek için asla geç kalmış sayılmazsınız.