Danışmanlar, dostlar ve dalkavuklardan gelen boğucu uğultulardan bunalarak “sosyal budama” adını verdikleri bir ritüel yarattılar.
Zihinlerine huzur ve berraklık getirmeyen, kendilerine katkı sağlamayan her sesi sistemli bir şekilde eleyerek, bir nevi "zihinsel detoks" uyguladılar.
Gürültüsüz bir dünyada sezgileri keskinleşti, ancak çevreleri birkaç kişiden daha geniş olmadı.
Modern İnsan Sosyal Obezite İçinde Yaşıyor
Harvard ve Oxford üniversitelerinde yapılan araştırmalar, bu kadim bilgiyi doğrular nitelikte.
Nörobilim, sosyal ilişkilerimizin doğal bir üst sınırı olduğunu ortaya koyuyor. Dunbar sayısı olarak bilinen teori, bir bireyin istikrarlı bir şekilde sürdürebileceği sosyal ilişki sayısının ortalama 150 olduğunu öne sürer.
Bu 150 kişinin içinde ise duygusal yakınlık kurduğumuz, bizi besleyen verimli kişi sayısı 7’yi geçmez. Bunu, zihnimizin adres defterindeki maksimum kayıt sayısı olarak düşünebilirsiniz. Sınırın ötesine geçen her bağlantı, bilişsel kapasitemizi düşüren, kaygıyı artıran ve zihinsel kaynaklarımızı aşan "sosyal gürültü"den ibarettir.
Yapılan anketler, sosyal çevresi geniş ama yüzeysel olan bireylerin duygusal tükenmişlik ve kronik stres yaşama ihtimalinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Daha net bir ifadeyle sosyal çevresi kalabalık olanlar, tükenmişliği 3 kat daha fazla yaşıyor.
Yüzlerce Bağlantı, Bitmeyen Yazışmalar, Yüzeysel Sohbetler...
Bugünün kurumları da bireyler gibi, “sosyal obezite” riski taşıyor.
Ekiplerin odak kapasitesi, yoğun toplantılar, iletişim gürültüsü ve bitmek bilmeyen raporlamalar nedeniyle tüketiliyor.
Gürültüyü azaltan bir kültür yaratmak; artık liderler ve markalar için kritik öneme sahip.
Enerjiyi koruma sanatı kaygısı ise soğukluk olarak nitelendirilmemeli…
Fazlalıkları silmek — yalnızlaşmak ve yaşamdan vazgeçmek değil, yenilenmektir.
Sınırlarımızı belirlemez ve ilişkilerimizi filtrelemezsek zihinsel odağımız ve enerjimiz, farklı aciliyetlere ve gündemlere hizmet eden bir kaynağa dönüşebilir.
Fazlalıklardan sıyrıldığımızda yalnız kalmaz; yeniden duymaya başlarız. Gürültü azaldığında sezgilerimiz, bir pusula gibi yönünü gösterir. Belki de aradığımız ses, sessizliğin içindedir!
Gürültüden arınan, çalışanlarının sesine kulak veren kurumlar; aidiyetin, güvenin ve üretkenliğin yeşerdiği yerler olur.